14 Ekim 2017 Cumartesi

GOGOL/PALTO



Akakiy Akakiyeviç devlet dairesinde çalışan bir memurdur. İşi mektupları temize çekmektir. İştiyakla yaptığı tek şey işidir. Etrafındaki insanların rahatlıkla ezebildiği, alay edebildiği, onurunu kırabildiği bir kişidir. Başka bir insana yapmaktan imtina ettikleri ne varsa Akakiy Akakiyeviç'e rahatlıkla yaparlar. Genelde kendini savunmayan Akakiy sadece çok bunalttıklarında 'Neden bana eziyet ediyorsunuz' diye sorar. Sosyal olmaya dair hiçbir gayreti olmayan memurumuzun evine gittiği zaman da yaptığı tek şey mektupları temize çekmektir. Peki ne zaman değişir hayatının akışı. Paltosunun tamiri için gittiği Petroviç'in artık paltosunun tamir edilemeyecek kadar kötü olduğunu söylediği anda. İlk başta paltonun tamir edilemeyecek olması Akakiy'i çok endişelendirir ama sonrasında yeni bir palto diktirmek zorunluluğu onun hayatla olan belli belirsiz bağını netleştirir kuvvetlendirir. Çünkü kumaşından kürküne bir paltonun çıkaracağı masrafı karşılayacak olmak içsel bir disipline gitmesine neden olur. En nihayetinde palto soğuklar bastırdığı anda Akakiy'in imdanına yetişir. Yepyeni bir paltoya sahip olmak neşelendirir Akakiy'i ama mutluluğu çok uzun sürmez. Kitabın gidişatıyla ilgili bu bilgiler şimdilik yeterli olsun. Sonunu okuyana bırakalım. Gelelim bende hissettirdiklerine. Biraz hızlı buldum kitabın akışını. Hayal kırıklığı, umut, mutluluk, bitiş gibi birbirinin zıttı sayılabilecek duygu ve düşünceleri neredeyse bir sayfanın içinde okuyup ve çok derinden hissetmek açıkçası beni yordu. Etkileyiciliği bir gün hakkımızı ararken yalnız kalma ihtimalimizin gücünden geliyor diye düşünüyorum. Keyiflli okumalar.

6 Ekim 2017 Cuma

MILAN KUNDERA/KİMLİK



Bu aralar evde kitap okuyamıyorum yolculuklarda, dışarıda bir bankta okuma isteğiyle doluyorum.Yaz ortasında gittiğim Edirne yolculuğunda başlamıştım bu kitaba geçen hafta okul çıkışı aslında hiç aklımda yokken gittiğim Karaköy'de bir bankta otururken bitirdim kitabı. Aslında Jean Marc ile Chantal'ın yaşadıklarının etkisiyle kendimi Kadıköy Ortaköy vapurunda buldum.  Karaköy'e gelip balık tutanları denizle arama alıp hem çok yakın olmak istediğim hem uzak kalmak istediğim birini hatırladım. 

Milan Kundera Kayıtsızlık Şenliği ile tanıştığım bir yazar. Kimlik ikinci kitaptı. Akıp giden zihnimin dikkatini çeken onu durdurabilen şeyler yazıyor Kundera. Güzel kitap.

9 Ağustos 2017 Çarşamba

PEYAMİ SAFA/FATİH-HARBİYE


Peyami Safa'nın eserlerinden yalnızca Dokuzuncu Hariciye Koğuşunu okumuştum ortaokul yıllarında hatta yıllık ödevimdi, okuyup özetini çıkarmam gerekiyordu. Okudum okumasına ama sıra özete gelince ben özetlemek yerine kitabı tekrar beyaz sayfalara geçirmiştim. Zaten çok az sayfalı kitaptan 20 sayfalık ödev çıkarmıştım. Yıllarca bu huyum böyle sürüp gitti ve ben geçen gün neden özet çıkaramadığımı buldum. Çünkü her şey ama her şey bana önemli geliyor. Tehlikeli bir durum her şeyi önemli bulmak. Bakın değerli bulmak demiyorum önemli bulmak diyorum. Çünkü önem değişken bir kavram bence. Kaygan bir kelime. İnsan bence değer verdiklerini çoğaltmalı önem verdiklerini değil. Konuyu epey dağıttım. Tekrar Peyami Safa ve eserlerine dönecek olursam şunu net bir şekilde söylemek istiyorum Peyami Safa benim okuma tarzıma inanılmaz uyuyor. İnsanı, insanın içinden ağır ağır geçerek yazıyor bence ve bu yazı şekli benim dikkatimi fazlasıyla çekiyor. Fatih-Harbiye sadece anlatma tarzıyla değil anlattıklarıyla da ilgimi çekti. Çünkü Doğu ve Batı'yı ele alıyor Peyami Safa. Bir tarafı olacağımız mevzuları çok seviyoruz çünkü insanı savunmaya veya saldırıya götüren ne varsa maalesef diyeceğim çekici. Konuya geçiyorum Neriman ana karakterimiz. Neriman Fatih'te yaşar. Ama Neriman yaşadığı her şeyden nefret eder. Başka bir dünyaya ait olma çabaları onu sırtını dayadığı Şinasi ile yüzünü döndüğü Macit arasında bırakır. Elbette sancılı bir süreçtir her seçim gibi. Sonu beni keyiflendirdi. Macit ve dünyası çok flu kalıyor kitapta. Karar verirken isteklerin oluşturduğu dünyadan ziyade gerçekleri ele almak gerektiğini düşündüğüm için sanırım. Keyfili okumalar.